Allah’a tövbe ettikten sonra talep edilen neticelere ulaşmak için
günahlara karşı dikkatli olmak gerekir. Aksi halde günahların kul ile
Allah arasına koyduğu perde kalkmaz. Günah işlemeye devam ettikçe
kalpten Allah sevgisi çıkar, yerini Allah’tan başka şeylerin sevgisi alır.
Kulun bu yüzden şiddetli hesaba çekileceğini bilmesi gerekir.
Kişi hangi günahı işliyorsa, onu Allah’tan ayıran, uzaklaştıran o
günahtır. Şeytan ve nefs ne kadar süslese, küçük gösterse de, kul için
günah en büyük düşmandır. Düşman olan günahtan tiksinilmelidir.
Günahtan nefret etmedikçe tövbenin tadına varılamaz.
Bir kimse günahını fark edip tövbe edince kötü halini itiraf etmiş olur.
Kötü halinin perde olduğunu, Allah Tealâ’nın o perdeyi ortadan kaldırıp
affına mazhar edeceğini bilir. Diğer taraftan kul, tövbeyi Allah Tealâ’nın
onun kalbinde yaratıp sebeplerini kolaylaştırdığını bilmelidir.
Oysa biz günahımızı kendimizin yeneceğimizi zannediyoruz.
“Ya Rabbi, bu nefsin elinden bıktım. Çok suçlu olduğumu biliyorum.
Bana tövbeyi nasip et.” demesini bilmeliyiz.
Tövbe suresinin 118. ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “
Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını
anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye onların tövbelerini de
kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. ”
Tövbenin sonuç vermesi için kötü arkadaşları da terk etmek ve
Kâmil insanlara yakın olup kusurları düzeltmek gerekir. Onlar terk
edilmeden iyilerle arkadaş olunamaz ve bu yüzden tövbe de tam
olarak gerçekleşmez.
Tövbe edip Allah’a dönmek isteyenin gayreti boşa çıkmaz.
Allah Tealâ da kulunun gayretine affıyla, merhametiyle karşılık verir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder