Nefis cimrilikten yanadır.
Para biriktirdikçe mutlu olacağını zanneder.
Halbuki, kalp ve vicdan muhtaçları doyurmaktan
zevk alırlar. Nefis büyüklenmekten hoşlanır. Kalp ve
ruhun rahatı ise tevazuda, alçakgönüllü olmaktadır.
Nefis oyun ve eğlence düşkünüdür. Akıl ise çalışmayı ve
gayreti emreder, onunla rahat bulur. Ve nihayet nefis, fâni
ve geçici eşyanın meftunudur. Kalp ise bekâya, ebediyete
aşıktır. İşte bütün huzursuzluklar bu çelişkilerin ürünüdür.
Ve insan, nefsini beslemekle değil, kalbini tatmin ile saadet bulur.
Ve her türlü bunalım ve huzursuzluğun İlahî reçetesi:
Maddî ve manevî nice rızıklara muhtaç olan insanoğlunun kalbini,
ancak Allah’ı zikir, yâni Onu yâd etme, Onu hatırlama tatmin edebilir.
O halde insan, Ondan başka neyi yâd etse mahlûku yâd etmiş,
Ondan gayri neyi sevse fâniyi sevmiş olur. O ulvî kalp, bu süflî eşya ile
tatmin olmadığı içindir ki, gafil insanı daima rahatsız eder. İşte can sıkıntısı,
huzursuzluk, bunalım, stres dediğimiz şeyler doymayan bir kalbin açlık feryatları,
ölüm çığlıklarıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder